Osmanlı başkumandanlığında kurmay başkanı olarak görev yapmış olan General Schellendrof Bronsart, 24 Temmuz 1921 tarih ve 342 sayılı DEUTSCHE ALLEGEIME ZEITUNG Gazetesi’nde Türklerin maruz kaldıkları katliamları bakın nasıl anlatıyor.
“Ermenilerin bulundukları her yerde ele geçen sayısız basılı bildirilerin, tahrik edici broşürlerin, silah-cephane, patlayıcı maddeler ve diğerlerinin ispat ettiği gibi, isyan uzun zamandan beri hazırlanmış, Rusya tarafından kurulmuş, kuvvetlendirilmiş ve finanse olmuştu. Yüksek devlet memurlarına ve subaylarına tavsiye edilmiş olan bir Ermeni suikasti İstanbul’da zamanında haber alınmıştı.
Eli silah tutan Müslümanların hepsi, Türk ordusunda bulunduğu için, Savunmasız kalan halk arasında Ermeniler tarafından korkunç bir katliam yapmak kolaydı. Ermeniler cebhedeki Şark Ordusu’nun yanlarına ve gerilerine sarkmakla yetinmeyip bölgedeki Müslüman halkı silip süpürüyordu. Şahit olduğum Ermenilerin zulümleri, Türklerin yaptığı iddia edilen zulümlerden çok daha kötü idi.
Gerisiyle bağlantısını sağlamak amacıyla, önce Şark Ordusu işe müdahale etti. Fakat Şark Ordusu bütün kuvvetlerini cebhede Rus kuvvetlerine karşı kullandığından ve isyan da daima genişlediğinden ve hatta Türkiye’nin en uzak yerlerinde de baş gösterdiğinden isyanın bastırılması için jandarmaya başvurdu.
İş çok aceleydi. Çünkü ordu çok hassas olan geri ile bağlantılarında tehdide uğramıştı. Binlerce Müslüman halk, Ermenilerin zulümlerinden korkarak kaçıyordu. Bu ciddi durum karşısında Balkanlar Kurulu, devlet için, Ermenilerin tehlikeli olduğunu ilan etmeyi ve onları önce hudut bölgelerinden uzaklaştırmayı kararlaştırdı..
Bundan başka, Müttefikler basınının Ermenilerin sürülmesini, Türklerin Hıristiyanlara düşmanlığı şeklinde propaganda edeceklerini önceden tahmin ettiği için, her türlü sertlikten kaçındı ve bunda haklıydı. Propaganda başladı. Gerçekten yabancı ülkelerin her tarafında bu budalalığa inanıldı.“
General Schellendrof Bronsart – 24 Temmuz 1921
1071 Malazgirt’le başlayan Türk-Ermeni birlikteliği tam 800 yıl sorunsuz devam etti. İki toplum her alanda kaynaştı, birbirleriyle alışveriş yaptı. Osmanlı, millet-i sadıka olarak adlandırdığı bu vatandaşlarını öyle benimsedi ki, son dönemde maliye, dışişleri dahil tam 7 bakanlığı kendilerine verdi.
Rusların sıcak denizlere inme planı, İngilizlerin ( Orta Doğu’dan sonra ) İpek Yolu’nu kontrol etme ihtirası, Fransızların Anadolu üzerindeki emelleri, bu toplumu stratejik olarak önemli hale getirdi.
Önce Rusların kışkırtmasıyla oluşan çeteler, isyana ve katliama başladılar.
Rusya kökenli Ermeniler tarafından kurulan Hınçak ve Taşnak Örgütleri, acımasız katliamlar yapmaya başladılar.
1915 Van isyanıyla, şehirde yaşayan Müslümanların tamamı katledildi. Ardından Ruslar, Van, Malazgirt ve Bitlis’i işgal etti.
İki toplumun arası, bir süre sonra iyice açıldı ve yaşanan mukatelede her iki taraftan çok sayıda insan hayatını kaybetti
530.000 Müslüman Türk’ün, Ermeni çeteler tarafından katledildiği arşiv kayıtlarıyla belgelidir.
Üç cephede emperyalistlerle savaşan Osmanlı, ( Kendi vatandaşı olan ) Ermenilerin isyanıyla başa çıkabilecek güce sahip değildi.
İttihat ve Terakki Hükümeti o günün koşullarında, kendi için de çok zor olan kararı aldı ve techiri uyguladı.
ABD de, II. Dünya savaşında kendi vatandaşı olan 120.000 Japon’u ulusal güvenlik nedeniyle zorunlu göçe tabi tutmuştu.
Savaş ve yokluk ülkeyi perişan etmişti. Çok sayıda insan hayatını kaybetti
O Dönemde, sadece salgın hastalık nedeniyle ölen Osmanlı askerinin sayısının 500.000 olduğu biliniyor.
Geri dönüş kararnamesi ile ne kadar Ermeni’nin döndüğü tam olarak bilinmiyor. Ancak bilinen bir gerçek var ki, geri dönenlerin bir kısmı tekrar milis kuvvet oluşturarak Türklere karşı savaştılar
Türk İstiklal Mücadelesi’nde, özellikle Fransızlar, geri dönen Ermenilerden, Antep, Maraş, Urfa ve Adana’da askeri birlik ve milis kuvvet oluşturdu.
Sevk ve iskan kararında etkin olan bazı devlet adamları techirden bir süre sonra Ermeni komitacılar tarafından katledildi
Talat Paşa’yı katleden Taleryan, Almanya’da tek celsede beraat etti!.
Lozanda aradıklarını bulamayan Ermeniler, techirden sonra tam 50 yıl suskun kaldılar. 1965 yılında, Addis Ababa’da bir araya gelen Patrik I. Horen ve Başpiskapos Makaryos, 24 Nisan’ı sözde soykırım’ı anma günü olarak kabul edilmesini ve Kıbrıs Rumlarıyla, Ermenilerin ortak mücadele etme kararını açıkladılar.
Barış harekatıyla Kıbrıs’taki katliamların sona ermesinin hemen ardından ( 1975 ) Beyrut’ta ASALA kuruldu.
Merkez olarak seçtiği yerler oldukça önemli: Kıbrıs Rum Kesimi, Atina, Şam ve Tahran.
Çok sayıda diplomatımızı katleden ASALA, 1984 yılında üstlendiği rolü PKK’ya bırakarak sahneden çekildi
1980′de Lübnan’da PKK ve ASALA’nın düzenlediği basın toplantısı ve ortak eylem kararı, Öcalan’ın Ermeni yazarlar birliği tarafından onur üyeleğine seçilmesi, ilişkileri gözler önüne seriyor.
1990 lı yılların başından itibaren, diasporanın siyasal ve sosyal etkinliği artmaya başladı. Pek çok ülkede sözde soykırım anıtları dikildi. Son bir kaç yılda ise 15 ülke parlementosu sözde soykırımı tanıyarak sürece katkı sağladı.
Büyük Türkiye İçin Gelecek Arayışı
Op.Dr. Turhan Çömez